|
Türkuazı hep mahsum,iddiasız ve ukelalıklardan uzak bir renk olarak algılarım.Sessiz ve özgüvenlidir.Bizim çalışmamız da bu tür bir çıkış diyorum ben.Yani mahsum bir yola çıkış.Ukela kasıntılardan uzak,kendi halinde,öyle çok büyük iddiaları olmayan,fakat daha mükemmel olabilme adına sonsuz hırsı olan,bulunduğu yeri önemseyen,ama yeterli bulmayan bir çalışma.Önceleri ufak tefek kendimce bir şeyler anlatabilmenin çabasındaydım.Hani şöyle içten gelen şeyler.Hiç derin düşünmeden,doğaçlamalar yaparak,örneğin ebemkuşağı şeritli bir gökyüzü imgelemek.Ya da uzaklarda sivri uçlu değil,tombul ve tıknaz görünümlü dağları.Veya ekeneklerde filize durmuş dizi dizi buğdayları.Ve hiç,ama hiç elgin duyumsamadan kendimi,o manzaraları izlemek.Bu anlatımlar bir esri olmayı gerektirmiyor elbette.Ve bazen de insanı han-ü man kılabiliyor herşeyden yana.O an fora olmuş duygular da belirebiliyor.Düşünsel formasyonunun yaya kaldığını sanıyorsun bir an.Kendini acemi bir çilingir gibi duyumsuyorsun.İlk bakışta karmakarışık sanılan duyumlar,ermiş dut taneleri gibi sulu sepken,bir bir dökülmeye başlıyor.Ama elbette çömez bir kalemle de olsa anlatabilmek önemlidir.Bu bir anlamda edebiyata olan tutkunun anlatımıdır.Şiire olan tutkunun sihirli dizimidir.İnsanı birey yapan,sosyal bir varlık yapan,yüceleştiren bir olguya,bir yetiye beslenen ilgidir.Yaratıcılıklarla,öykünmelerle doğmaya çalışan bir çocuk çığlığıdır.Emekleyen bir çırpınıştır.Toplumsal yaşamda yazın ve bilim ilintisi her zaman yerli yerine oturmalıdır.Çünkü her iki olgu da insan ve toplum ilişkilerini yaşamsal bir temelde etkiler.Bilimsel ve edebi alanlarda elle tutulur eserler yaratamamış toplumlar hep geri kalmıştır.Uygarlık trenine yetişememiştir.Toplumsal ilerlemelerdeki bilim bağıntısı,çağlar boyunca hep irdelenmeye çalışılmıştır.Fakat aynı süreç içerisinde ortaya çıkan yazınsal eserler de,en az bilimsel eserler kadar ilgi görmüştür.Örneğin Platon (Eflatun) ,’Devlet’inde toplumun yapısı ile bilimlerin yöntemini aynı zamanda ele alırken,Aristoteles ‘Politika’sında toplumsal bilimi ayrı bir bilim olarak görür.Hobbes, politikayı bilimsel felsefeye bağlamaya çalışırken,Comte iki adımı birleştirmiştir.Bütün bu farklı perspektiflere dayanan irdeleme ve tespitlere karşın,ortaya çıkan ortak bir sonuç vardır ki,o da bilimin toplumsal yaşamdaki yakıcı önemidir.Bu bağlamda aynı düşünürlerin,edebiyat alanında da önemli eserler verdiği düşünülürse,toplumlar için bilim ve yazın olgularının ne denli önem taşıdıkları kolaylıkla kavranabilir.Bu engin kültür deryasında bir damlalık katkıyla elbette çok şey yapmış sayılmam,fakat en azından bir şey yapmış olurum.
|